İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MEVCUT SİYASETE FARKLI PENCERELERDEN BAKMAK

Mesela…

Bir askeri birlik…

Bölük bölük vazife görüyorlar.

Binlerce yiğit, binlerce kahraman şu devlet uğrunda destanlar yazıyor…

Zafer üstüne zaferler kazanıyorlar.

Sen de inkâr edemiyor, kabul etmek zorunda kalıyorsun bu gerçeği…

Ama bir dakika…

Şu köşede bir şeyler oluyor…

Aynı ordunun x taburu 2. bölüğündeki filanca çavuş zina yapmış meğer…

W taburunda 4. bölükten bir onbaşı da esrarkeş çıkmış.

Hatta Z bölüğü 3. takım 1. manga komutanı da komutası altındaki erlere zulmediyormuş…

Şimdi sen bu orduyu nasıl anacaksın söyle bakalım ?

“Bunlar zaten ordunun göreviydi, kim olsa bunları yapacaktı…” diyerek binlerce yiğidin hasenatını yok sayıp 5 tane itin seyyiatıyla necis damgası mı vuracaksın böyle şanlı bir orduya ?

Şu hakikati unutma.

Sadece Peygamberler günahsızdır.

Madem öyledir, demek ki her insan günah işler.

Yani ?

Partileri de bu günahkâr insanlar oluşturduğuna göre günahsız bir hükümet imkansız demektir.

Bu her parti için geçerli bir hakikattir.

Öyleyse nasıl tartacağız bu işi ?

Al sana bir ölçü:

“Cenab-ı Hak âhirette muhasebe-i a’mal (amelleri hesaba çekme) düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiatın muvazenesiyle (sevabların ve günahların ölçümüyle) gösteriyor. Yani hasenat (iyi amelleri) racih ve ağır gelse, mükâfatlandırır, kabul eder; seyyiat (kötülükleri) racih gelse cezalandırır, reddeder. Hasenat ve seyyiatın muvazenesi, kemiyete bakmaz, keyfiyete (Sevab ve günah ölçümü sayıya değil kıymet ağırlığına) bakar. Bazı olur, bir tek hasene bin seyyiata tereccuh eder (bir tek iyilik bin kötülüğe ağır gelir), afvettirir.” (Bediüzzaman, 29. Mektub)

Nasıl ki Cenab-ı Hakk kullarına günah-sevab, iyilik-kötülük, hasenat-seyyiat hangisi ağır ise ona göre muamele edecek işte bizler de siyasi tabloya bu ölçü ile bakabilir, başımızdakilerin veya başımıza gelmesini istediklerimizin liyakat testini bu ayara nisbeten yapabiliriz.

Dikkat et de, gözünün önüne sarkan bir kıl, koskoca bir dağı görmene mani olmasın…

Zira varlık sahasına çıktı çıkalı bütün mesaisi İslam diniyle ve Müslümanlarla savaşmakla geçen bir oluşuma mukabil bu tarafta ise senin manevi-moral değerlerinin kafeslerini parçalayan bir başka cereyan var.

İçlerinde seni öfkelendiren kibirli, menfaat düşkünü, şımarık birilerinin de olması seni şaşırtıp da, ciğerini söküp pişirip yiyecek cellatların kucağına düşürmesin.

Sinekten kaçıp yılan yuvasına düşme…

Bak bir de şöyle düşün…

Biz caddelerde serbest gezen esirler idik aslında.

Şeriat kelimesini camilerde bile kullanamazdın unutma…

Bize hürriyet soluğu lazımdı.

Boğuluyorduk.

Biraz nefes alabilsek doğrulacak, yeşerecek, ayağa kalkıp bayrağımızı dikecektik.

İşte şu iktidarın bize sağladığı hürriyet zemini bile tek başına hasenat olarak yeter.

Ki bunlar bir İslam partisi de değil, öyle bir parti de yok hatta olamaz da.

Bu mevcut iktidarın en baskın sıfatları hürriyet ve serbestiyettir.

Bize lazım olan da bu idi, verdiler ve aldık.

Bu yapıya neden şeriatı ilan etmiyorsunuz deme vakti değil ki şimdi ?

Peki her küfür akımını içinde barındıran, her türlü baskıyı bize reva gören, geçmiş nesillerimizin katillerinin barınağı ve karargahı olan, şimdi ise artık değişti mavrasıyla aklanmaya çalışan diğer alternatif öyle mi ?

Paylaşımın başındaki hukuk tabirlerine dair resimlere bakınız…

Kıyaslama yaparken bir de aynı türleri birbirine kıyasla.

Hınzır ile Hurmayı birbirine nasıl kıyaslayabilirsin ?

Birisi hayvani diğeri ise nebati alemden farklı unsurlar bunlar…

Bir hurma türünü bir başka hurma türü ile mukayese edebilirsin ancak.

Hükümet olsa olsa en fazla şahsi hukukumuza zarar vermiştir, ama diğerleri Allah’ın hukukuyla, Allah’ın diniyle savaşmıştır.

Kör değilsin elbet, görüyorsundur bu büyük farkı.

Şimdi perdelerini ört, TV, bilgisayar ve telefonlarını kapat, odanda sadece arkadaş olarak vicdanını muhatab bilerek onunla bir konuş bakalım…

Necib Fazıl’ın, paylaşımın başındaki resme iliştirdiğim sözünü de düşün bu arada…

Ne diyordu burada tekrar edelim:

“Kuzum, sen İslam’ın zaferine mi talipsin, nefsinin menfaatine mi ?.. İslam’ın zaferine talip isen, İslam’a zarar ve ancak nefsine ve kumpanyana yarar getirebilecek bir manevrayla nasıl Halk Partisi’ne el uzatabilirsin…?”

* * *

Ha bir de şu Beka mes’elesi var

Bu iktidar yok iken de bu ülkenin beka meselesi vardı.

Ne yani, bu memlekete dönük tuzaklar kurup pusuda bekleyen İblisin bin bir çeşit ordusu da seninle aynı hedefe (!) atış yapıyor diye, onlar tehlike olmaktan çıktılar mı yani, kalktı mı bekamızı tehdit ?

FETÖ çetesinin şebeğinin Haçlı dünyasının bizim için tehlike arz etmediğini; Halk Partisi’nin başındaki kasetçinin “PKK/YPG bize saldırmaz…” dediğini duyup da o koroya “beka tehdidi yok…” diye sen de mi katılmak istiyorsun yoksa ?

Bırakın hudut dışında mevzilenmiş orduları, şu devletin kadroları içerisine tek bir tane kefere, sadece bir tane PKK/DAEŞ/DHKP-C’li sızsa bu millet ve memleketin bekasını tehdit başlamış demektir.

Dikkat et, bekamızı tehdit yok demek milletin psikolojik savunma mekanizmalarını zaafa uğratmak, düşmana zemin hazırlığı yapmak demektir.

Ne yaptığının farkında mısın sen ?

Tayip Erdoğan düşmanlığının itme gücüyle böyle abuk subuk her uca savrulup duracak mısın arkadaş ?

KENDİNE GEL KENDİNE…!

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir