İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MİLLİ DİNAMİKLER’in hikayesi

İktisatçı, yazar ve istihbarat analizcisi MİT ajanı Mahir Kaynak’ın (D: 1934; Ö: 2015) bir röportajında kullandığı ifade beni çok sarsmıştı.

Dış ülkelerin ve istihbarat servislerinin kumpasları ve siyaset konusunda sorulara cevap verirken, kendisine şu sual tevcih edilir:

-Peki ya iç dinamikler ?

Ümitsizlik yüklü bir cevap verir Kaynak, olumsuzdur cevabı.

Yani onun analizine göre mevcut yapı ve hareketler milli ve yerli değildir.

Bu tesbitinde haklı mı değil mi, elbette tartışılır.

Kim mensub bulunduğu yapının dış güdümlü olduğunu söyler ki.

Ayrıca böyle bir genellemenin doğruluğu da tartışılabilir tabii ki.

Elbette içten kaynaklanan hareketler ve yapılanmalar da mevcuttur.

Ancak ağırlığı olan ve ülkeye yön verenler, ekseriyet itibariyle dışarı ile irtibatlı-iltisaklı kişiler ve yapılar olmuştur.

Bizzat bizden kaynaklanan değil, dış tesirle harekete gelen siyasi dalgalanmaların ülkesi olduğumuz doğru.

Tek parti döneminden bu yana bizim gerçeğimizdir bu.

Fakat kökü asırlar evveline uzanan bazı cemaat, tarikat veya anlayış kümelenmeleri de günümüze intikal etmiş olup, hayatiyetlerini sürdürmektedirler.

Memleketimizi sarsıp sallayan, yıkım maksatlı menfi bazı örgüt ve örgütlü gruplar var.

Bunlara karşı da dişiyle tırnağıyla mücahede edenler var.

Biz genelleme yanlışına düşüp yüzlerce belki binlerce kahramanın izzetli mücadelesini görmezden gelip cümlesini dış mihrakların defterine kaydedemeyiz.

Aksine, onları ve yüklerini omuzlarımıza alıp, kavgalarına fiili destek vermeliyiz.

Bunu isim takıntısına kapılmadan yapmalıyız.

Bu noktadan bakıldığında, İBDA-C, Nakşibendi, Risale-i Nur talebeleri, Milli Görüş, Ülkücü, Süleyman Efendi cemaati, İsmailağa cemaati ilaahir…

İsimleri ve unvanları ne olursa olsun bütün bu camia ve cemaatlerin haklı olan davalarına bizzat sahip çıkmak; üzerinde ittifak ettiğimiz dinin esaslarının hatırına onlara “ötekiler” gözüyle bakmamak uhuvvet anlayışımızın da icabıdır.

Adeta çok odalı bir ev gibi…

Bir odasında Ülkücüler, birinde ehl-i tarikat, bir diğerinde Nurcular… her bir odasında farklı bir kardeş zümresi var.

Evin bir de salonu var.

Herkes odasında hususi hayatını yaşar; salonda toplandıklarında ise birbirleriyle kucaklaşıp, tamamı tek bir kişi gibi şümullü bir hüviyet sahibi tavrını takınır, birbirinden istifade ederler.

Bu anlayışım sebebiyle, milli dinamikler kavramını sosyal medyada bu maksatla kullanmaya başladım.

Bu kavramın tercih sebebi özetle bundan ibarettir.

Not: Paylaşıma iliştirdiğim veciz söz ise Bediüzzaman’a aittir.

Orijinal hali şöyledir:

“Evet, İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile telkin eder, biz kendimizden hayal edip, asammâne tahribimizde eser-i telkini icra ederiz.”

Bu sözü bağlamıyla, evveli ve ahiriyle, söylendiği zaman dilimiyle, seçtiği kelimeleri itina ile tefekkür ederek okumalıyız ki bu daha geniş bir bahistir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir