İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İLAHİ KUDRET İÇİN İMKÂNSIZ DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Dünyanın güneşle aynı yaşta yani yaklaşık 4,5 milyar yaşında olduğu ifade edilir.

Eğer Çin’de 1978 yılında bulunan Dali fosili temel alınırsa insanın da takriben 209.000 yıl yaşında olduğu söylenmektedir.

Yine fosillerden hareketle bir başka görüş ise insanın hayat hikâyesinin 2,5 milyon yol evvel başladığı yönündedir.

Bu kadar zaman içerisinde yeryüzüne ne kadar insanın gelip göçtüğü ve dünyanın harab edilip bu hayatın tamamen kapanacağı vakte kadar gelecek olanlar da hesap edildiğinde müthiş bir rakam ortaya çıkmakta.

Peki, bu kadar insan nasıl diriltilebilir?

Kur’an mealen “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” (Lokman Sûresi, 31:28.) diyor.

Peki bu muazzam iş nasıl bu kadar kolay olabilir?

Bunu birbirini doğrulayan, tamamlayan ve kuvvet veren bazı misallerle anlamaya ve neticeyi görmeye çalışacağız.

Mesela, Kızılay meydanına dikilen dev bir lamba, parlaklığını cebimizden çıkartıp ona tuttuğumuz minik bir aynaya yansıttığı gibi, bütün cephesi ayna ile kaplı dev bir binanın yüzeyine de, hatta başka her şeffaf şeye de hiç zahmetsiz yansıtır.

Küçük büyük fark etmez ve ışığından da bir şey eksilmez.

Bir komutan tek bir askeri bir arş emriyle harekete geçirdiği gibi, aynı kelime ile tugayları, tümenleri, koca bir orduyu da harekete kolayca sevk eder.

Asker komutanına tam bir itaat içinde olduğundan bir tek asker ile 1 milyon asker fark etmez, aynı emir ile hücuma geçer. Az-çok farkı yoktur.

İntizam, yani tertip ve düzene dayanan sistem sebebiyle, 5 yaşında bir çocuk oyuncak gemisini bir parmağıyla çevirdiği gibi, dev bir harp gemisini de kolayca çevirir.

Hassas ve çok büyük bir terazinin her bir kefesine birer tavuk yumurtası veya birer Erciyes Dağı yerleştirsek, o kefelerden birisini yukarı kaldırmak diğerini aşağı indirmek için kefelerdekilerin büyüklüğüne küçüklüğüne bakmayız.

İki şeyin ağırlıkça eşit olması yani denge ve muvazene sebebiyle, az bir kuvvet sarf ederek hatta kefelerden birisine bir tüy koymakla o dengeyi bozar, birini kaldırır, diğerini indirmiş oluruz.

Yer çekimi kanunu karşısında durumumuz en zayıfımızdan en şişmanımıza kadar hepimiz için aynıdır.

Bu kanun Ankara halkına da hükmeder, bütün yeryüzü insanlarına da. Az veya çok, ağır veya hafif olmamız bu kanuna hiç bir zorluk çıkartamaz.

Bir gazete patronu, dizgiciden dağıtımcıya; kalıpçıdan montajcıya kadar bütün personeli yönetir ve hepsine bir intizam verir.

Zira o çalışan olmaktan soyutlanıp çalıştıran konumuna geçmiştir.

Çalışanların sıska, uzun boylu, kısa boylu, genç veya yaşlı olması gibi farkların hiçbir önemi yoktur, bu farklar onları çalışan olma pozisyonundan çıkartmadığı için yönetilmelerinde herhangi bir zorluk teşkil etmez.

İşte böyle meselelere beşer penceresinden baktığımız için, kıyası kendi gücümüze göre yapıyor bilincimiz.

Halbuki söz konusu olan İlahi kudrettir.

Buradan bakıldığında ise, en büyük şey en küçük şey ile eşit olur.

Kudret karşısında az çok, büyük küçük bir farkı kalmaz, bütün insanları bir tek insan gibi bir çağrı veya bir emir ile diriltir ve haşir meydanında toplayabilir.

Neticeye gelirsek, bir özellik eğer kendisindense, ilinti yani başkasından alınmış değilse o özelliğin zıddı onda olamaz.

Çünkü zıtlar bir araya gelmiş olur ki bu da imkansızdır.

Yine, bir şeyde mertebelerin olması o şeyin içine zıddının girmesindendir.

Sıcaklıkta dereceler olması soğukluğun müdahale edişindendir.

Aydınlığın kademe kademe oluşu da karanlığın müdahalesi sebebiyledir.

İşte Rabbimizin kudreti de ilinti yani başka kaynaktan alınma değil de kendisinden olduğu içindir ki kudretin zıddı olan acizlik ona müdahale edemez, o kudrette mertebeler olmaz.

Bu kudretin karşısında az-çok fark etmez.

Koca bir cenneti yaratmak o kudrete bir tek baharı hatta bir tek çiçeği yaratmak gibi; en büyük şey en küçük şey kadar kolay gelir.

Bir tek insanı yaratmak ile bir ülke dolusu insan yaratmak o kudret için fark etmez.

Keza hayat verip gönderdiği insanların tamamını bir tek emirle tekrar diriltmek ile bir tek insanı ölümünün ardından diriltmek arasında bir zorluk, bir fark yoktur.

Allah (c.c.) her baharda bunun bir benzerini zaten icra ediyor.

Buna bir misal: “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir. O her şeye hakkıyla kadirdir.” (Rum Sûresi, 30:50.)

Bir işi ilk defa yapmanın, sonra yine yapmaktan daha zor olduğu bilinir.

Şu ayette de bu örnek şöyle dikkatlere sunulur: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ dedi. Sen de ki: ‘Onu ilk önce kim yaratmışsa tekrar O diriltecek. O her şeyin yaratılışını hakkıyla bilendir.” (Yâsin Sûresi, 36:78-79.)

“Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. And olsun ki, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde O sizi kabirlerinizden toplayıp diriltecektir. Allah’tan daha doğru sözlü kim var?” (Nisâ Sûresi, 4:87.) Vesselam.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir