İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İHLAS SURESİNDEKİ O KELİME

Kur’an kelimelerine ne kadar aşina iseniz, Kur’an mesajlarını anlamaya da o nisbette yaklaşabilirsiniz.

Kelime hazinemizin kısırlığı da tersini netice verir.

Kehf Suresi 109 ayette mealen şöyle buyurulur:

“De ki: ‘Rabbimin (ilim ve hikmetinin) kelimeleri(ni yazmak) için deniz(ler) mürekkeb olsaydı ve yardımcı olarak bir o kadarını daha getirmiş olsaydık, Rabbimin sözleri tükenmeden elbette o deniz(ler) tükenir(di)!”

Elbette böyle sonsuz bir hazineyi anlamak için de en akıllıca yol Kur’an kelimeleri ile yol almaktır.

Belki her gün okuduğumuz İhlas Suresi’ndeki bir kelimenin üzerinde durarak konuya misal vermiş olalım.

Türkçe yazılışı “Kul huvallâhu ehad”…

Buradan sadece Ehad kelimesini alalım.

Aynı harflerden oluşan benzer kelimeler de var, tevhid, vahid, ehad, vahdet, vahdaniyet, vahidiyet, ehadiyet ve daha başka kelimeler…

Eğer sözlükle yetinmeye kalkarsak bunların hepsinin karşılığı olarak sadece “birlemek” kelimesi kalır kucağımızda.

Bu da bizi bu hazine karşısında güdük bırakır adeta körleştirir.

Halbuki her birinin Kur’an içerisindeki karşılığı birbirine yakın, benzer ama çok farklı definelerdir. Şöyle ki…

Futbol takımlarını düşünelim…

Bütün oyuncular forma giyer ama hepsinin forması da farklıdır.

Bundan anlarız ki bunlar bir düzene, bir sisteme tabidirler.

Hepsinin forma giymesi aynı oluşta birliği, hepsinin farklı forma giymesi ise hem ayrı ve özel bir müdahaleyi hem de farklılıkta birliği gösterir.

Her insanın siması var ama hepsinin siması da farklıdır.

Burada da hem aynı olma noktasında hem de farklılıkta birlik var.

Kiminin kulağı ayağında, kiminin burnu sırtında yaratılmıyor.

Bu noktada bir tek iradeyle yaratıldıkları anlaşılıyor.

Ama her birisinin kendilerine has, özel, bir tercihle diğerlerinden farklı yaratılması da o iradenin daha geniş manada tecelli etmiş olduğunu gösterir.

Bize şu anki simamızı veren zatın, bir başka sima ile bizimkinin aynısını yapmış olmaması için geçmiş, hal ve gelecek bütün zaman dilimlerindeki bütün simaları tek tek bilmesi lazım ki aynısını yapmış olmasın.

İşte aynı oluş Vahidiyeti, farklı oluş ise Ehadiyeti anlatır bize.

Var edilen her canlıya, kendilerine uygun rızık da yaratılmış.

Hepsine rızık vermekteki birlik Vahidiyetin, her bir canlının kendisine mahsus ve özel rızıklandırılmasındaki birlik ise Ehadiyetin misalidir.

Güneş çıktı diyelim. Işığı her yeri kapladı.

Her yerde ışığının olması Vahidiyettir.

Ancak her yer dediğimiz bütüne ait olan her su damlasında, cam gibi her şeffaf parçada, Güneşin ışığı, sıcaklığı ve ışığındaki yedi rengi ve bir çeşit gölgesinin bu aynaların kabiliyeti ölçüsünde ayrı ayrı bulunması ise ehadiyet tecellisini gösterir.

Ayrıca Vahidiyet tecellisinden farklı olarak Ehadiyet tecellisinde Allah’ın birçok isminin birden tecellisi söz konusudur.

Bir başka önemli fark da şudur;

Vahidiyet tecellisinde sebepler söz konusu iken Ehadiyet tecellisinde ise sebepleri yırtıp atan bir imtiyaz söz konusudur.

Mesela Allah (c.c.) Peygamberlerine ve yolundan gidenlere yardım eder ve sonuçta onlar galip gelir.

Onlar bilgi, savaş hazırlığı, samimiyet, çalışmak gibi Allah’ın kanunlarına uygun davranırlar ve Allah da onlara galibiyeti ikram eder.

Yani sebeplere mecbur kalarak kurtulma söz konusudur.

Fakat bazen de doğrudan müdahale ve hususi imdat ile yapar bu yardımını.

Mesela İbrahim aleyhisselamı ateşten, denize atılan Yunus aleyhisselamı balığın karnından kurtarması gibi.

Ve buraya sığdıramayacağımız daha nice farklar.

Sadece bir tek kelime, Cenab-ı Hakkın icraat ve tecellilerinden sayısız tabloya nasıl da zihnimizde resmi geçit yaptırıyor değil mi ?

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir