İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SENARYONUN TARİFİ

Penceremden İzlediğim filmin konusu özetle şöyleydi…

Fırtınalı denizde bir gemideyiz.

Etrafımızda düşman donanmaları var.

Ne kadar hasmımız varsa toplamışlar donanmalarını, çevremizi çepeçevre kuşatmışlar.

Mürettebat içinde gizlenmiş elemanları var, gemimizde sık sık yangın çıkartıyor, yemeklerimize zehir katıyor, cephanemizi çalıyor, gemide delikler açmaya çalışıyorlar hınzırca.

Gariptir, kaptanımız hakkındaki bilgileri düşmanımızdan alıyoruz.

Aslında filmin temelini oluşturan cümle bu: kaptanımız hakkındaki bilgilerimizi düşmandan aldık hep.

Bizi kuşatan gemilerden, duyacağımız şekilde sık sık anonslar yapılıyor, kaptanınız aslında bir eşkıyadır, bir hırsızdır, bir hayduttur gibi ithamlarla kaptanımızı alaşağı etmemiz isteniyor.

Bir kısmımız düşmanın verdiği bilgileri doğru buluyor ve kaptana karşı nefret yükleniyoruz.

Düşman gemileri gittikçe yaklaşıyorlar. Niyetleri gemimizi batırmak değil ele geçirmek sanki. Bunu imkânsız bulurlarsa batırmayı deneyecekler.

Atalar sözüdür, “Irmaktan geçerkenat değiştirilmez”. Millet bunun şuurundadır.

Canımıza kast edenler de bizi bu manada tuzaklamak için o bilgileri yaylım ateş eder gibi yayıyorlar zaten ki olağan üstü bir durumda milletin komuta merkezi sadece bir tek adamı çökertmek suretiyle çökertilmiş, milleti koordine edecek baş kalmamış, en azından savaşın en kritik anında kumanda kargaşasıyla oyalansın ve milli müdafaa mekanizmalarını koordine çalışmaları önceden tırpanlanmış olsun.

Bu arada içimizden elde edilmiş olanlar da ayrı ayrı gruplar oluşturup, gittikçe gruplarını çoğaltarak mürettebat ve yolcuların birliğini bozup çok parçalı hale getirmeye çalışıyorlar.

Biz ne yapıyoruz peki bu durumda ?

Kimimiz şık bir elbise hazırlamakla, kimi bir hemcinsine yaklaşma çareleri bulmakla, kimi bilgisayar üzerinden banka hesaplarını kurcalamakla, kimi yan kamaradaki komşusuna olan nefretini bir diğer komşusuna anlatmakla meşgul.

Gemiyi bir torpilleseler bu meşguliyetlerin tamamı o an bitecek ve başka bir şey yapmaya da asla imkan olmayacak buna da aklımız eriyor.

Peki Ne yapmalı, nasıl kurtulmalı ?

Halbuki öyle çareler var ki önümüzde… Yolcu ve mürettebat listesine bir baksak görebileceğiz. Zira onların arasında bu donanmaların hepsini denizin dibine gönderecek mekanizmaları kurabilecek dâhiler; gemimizi düşmana görünmez kılacak formülü keşfedecek uzmanlar ve daha neler neler var.

Yapılması gereken tek şey, bir ordu olmayı grupçuklar olmaya tercih ederek, kaptanın organizesinde, bu sahasında uzman olanlara destek vererek tehlikeyi savuşturmaya omuz vermekten ibarettir.

Diğer meşguliyetlerimiz, kendisini yemek üzere yaklaşan aslanı gördüğü halde ot yemeye devam eten merkebin halinden farklı olmayacaktır.

Evet, düşman yaklaşıyor ve biz hala çareye sarılmış değiliz, film ise devam ediyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir