İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

HARBE GİTMİŞ MEHMEDLERİN ARDINDAN NE YAPMALI ?

Rahman Suresi, 29. ayette mealen şöyle ferman buyrulmuş:

“Göklerde ve yerde kim varsa, (ihtiyaçlarını) O’ndan ister.

O, her gün (her an) bir iştedir,

O, her an yaratma halindedir.”

Resulullah (sav) efendimiz de buyurmuşlar ki:

“Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” (1)

Bediüzzaman’ın ifadesine göre, Rabbimiz nardan, nurdan, ateşten, ışıktan, karanlıktan, havadan, sesten, kokudan, kelimelerden, esir maddesinden, elektrikten, akıcı ve cismani olmayan maddelerden canlılar, ruh ve şuur sahibi varlıklar yaratıyor.

Ve baştaki ayetten de anlaşıldığı gibi O her an Yaratma halindedir.

Demek ki ağzımızdan çıkan seslerden, kelimelerden veya kalbimizden süzülen manalardan Rabbimiz birtakım varlıklar yaratıyor.

Her işi ta en başından sağlam tutmak gerek.

Bir bina inşa edeceksiniz, tabii ki temelinden başlıyorsunuz inşaya.

O temele önem vermezseniz, üstüne dikeceğiniz beton yapı elbette mukavemetsiz olup kısa zamanda harap olacaktır.

İbadet de öyledir.

İçlerindeki bilinen bilinmeyen sayısız mahlûkatıyla birlikte yerlerin ve göklerin Rabbinin huzuruna çıkıp bize ferman ettiği bir ibadeti yapacağız veya o sonsuz kudret sahibinden isteklerimiz olacak.

O huzura, azameti ve değeri nisbetinde bir hazırlıkla çıkmak lazım.

Mesela sefere giden Mehmedlerimize dua edeceğiz.

Bunun için de ilk adım olarak abdest almamız lazım.

Ellerimizi ayaklarımız, sair azalarımızı yıkarken, ya Rabbi, gıybet edip rızan olmayan kelimeler söyleyen dilimi bu lekelerden temizle ve onu bir daha bu kirlerden muhafaza eyle; beni günaha götüren bu ayaklarımı, günaha bakan bu gözlerimi, gazabını celbeden amellerden halas eyleyip o cürümleri bir daha işlemekten hıfzeyle… gibi bir yakarışla abdest almak… Yapmayı murad ettiğimiz dua veya namaz gibi herhangi bir amele bizi elbette en kuvvetli, en halis şekilde hazırlamış olacaktır.

Duasız ve tefekkürsüz, şuursuz abdest ile böyle dopdolu abdest arasında tabii ki fark vardır.

Diyelim ki bu abdest ile dua edeceğiz.

Dualarımızı iki makbul duanın arasına almak onu da kabul edilmeye daha da yaklaştıracaktır.

Bunun için de duaya makbul bir dua olan salavat-ı şerife ile başlar, bitişini de yine salavat ile yaparız.

Yine dua tercihinde, Efendimizden rivayet olunan meşhur duaların veya ashabdan, büyük zatlardan nakledilen hususi duaların seçimi daha isabetli olacaktır. Bunların arasına kendi hususi duamızı da katarak…

Sonra “Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.” (2) mealindeki ayeti hatırımızda tutarak dua esnasında kuvvetli bir empati yapabiliriz.

Mesela, cephedeki askere dua ediyorum. Ettiğim duanın bir melaikeye, bir mermiye, bir rokete dönüşüp, (Cenab-ı Hakkın o duadan bazı varlıklar yarattığını) askerimizin canına kast eden düşman tam da Mehmedimize musallat olduğu vakitte alnının ortasına gömüldüğünü tasavvur ederek dua ettiğimde daha kuvvetli, daha içten, daha güçlü dua ettiğimi hissediyorum.

Düşman üzerine sefere çıkmış askerimize böyle dua etmek istemez misiniz ?

1-Ravi:Enes, Hadis No:1784; Tirmizî, Daavât 149, (3607, 3608).

2-(Al-i İmran, 125. ayet meali)

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir